<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kemal Sütçü</title>
	<atom:link href="http://www.kemalsutcu.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kemalsutcu.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sun, 18 Dec 2011 20:08:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Ben&#8217;liğin bir parçası olarak Bozcaada</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/12/18/benligin-bir-parcasi-olarak-bozcaada/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/12/18/benligin-bir-parcasi-olarak-bozcaada/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Dec 2011 23:56:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer İlgi Alanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[İnsanın hayatında benliğine yansıttığı mekanlar, insanlar, hayatlar, zamanlar vardır. İnsanlar, hayatlar ve zamanlar da mekanlara bağımlıdır. O yüzden bir şekilde vakit geçirdiğim yerler ile ilgili algılarımı ve aidiyet bağlarımı kuvvetli tutarım. Büyüdüğüm şehir, tatile gittiğim yerler, okuduğum okullar&#8230; Bozcaada benim benliğime yansıttığımı düşündüğüm mekanlardan biri. Kendisine hayran kalıp detaylarına odaklandığım, gözlerimi kapatıp hissedebildiğim, tadına varabildiğim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/12/18/benligin-bir-parcasi-olarak-bozcaada/ruzgar-gulu-2/" rel="attachment wp-att-682"><img class="alignright size-full wp-image-682" style="margin: 7px;" title="Rüzgar Gülü" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/12/Rüzgar-Gülü1.jpg" alt="" width="251" height="378" /></a></p>
<p>İnsanın hayatında benliğine yansıttığı mekanlar, insanlar, hayatlar, zamanlar vardır. İnsanlar, hayatlar ve zamanlar da mekanlara bağımlıdır. O yüzden bir şekilde vakit geçirdiğim yerler ile ilgili algılarımı ve aidiyet bağlarımı kuvvetli tutarım. Büyüdüğüm şehir, tatile gittiğim yerler, okuduğum okullar&#8230;</p>
<p>Bozcaada benim benliğime yansıttığımı düşündüğüm mekanlardan biri. Kendisine hayran kalıp detaylarına odaklandığım, gözlerimi kapatıp hissedebildiğim, tadına varabildiğim bir yer. Belki çok vakit geçirmemişimdir. Ama yoğun, bilincinde, hissederek yaşadığım için ruhu içime işledi. Burada Bozcaada&#8217;nın tanıtımını yapmak değil amacım. Genel olarak havasını, nasıl bir yer olduğunu size ufaktan hissettirebilmek. Daha önce gitmiş olanlar anlattıklarımı hemen anlayacaklar zaten.</p>
<p>Bir defa Bozcaada&#8217;nın insanı güzeldir. Sıcak, neşeli, romantik, tasasız, iyimser, dışa dönük, hırslardan arınmış&#8230; Oraya enerjisini veren en önemli şey insanlarıdır. Kafelere, restoranlara gittiğinizde kendinizi müşteri gibi değil de misafir gibi hissedersiniz. Yollarda insanlar birbirlerine laf atarlar. Nadiren asık yüzlü insan görürsünüz. Seyyar satıcıları bağırmaz, çağırmaz; yanlarına yaklaştığınızda gülümseyerek buyur ederler ancak.  Bir keresinde arkadaşlarla adanın merkezinde yürürken &#8220;İstanbul&#8217;daki arkadaşlara şarap mı götürsem&#8221; diye konuşuyordum. Dükkanların birinin önünde oturan sakallı klasik Bozcaada abisi konuşmamızı duyup hemen laf attı:&#8221;Aşk, balık, şarap. Bunlardan vazgeçmeyeceksin.&#8221; .Oranın insanlarını en net anlatan enstantane bu olur sanırım.</p>
<p>Bir keresinde de gitmeden bir pansiyona rezervasyon yaptırmıştım. Telefonda konuştuğum kadın yoğun dönemde oldukları için ufak bir miktarı banka havalesi ile kapora gibi yatırmamı rica etti. İstanbul&#8217;a yakın olduğu için insanlar sık sık gitmeye niyetlenip sık sık rezervasyonlarını iptal ediyorlar sanırım. Neyse, ben bir şekilde havaleyi yapamadım. Bu defa aradığımda telefonu eşi açtı. O abi de klasik bir Bozcaada abisiydi. Durumu anlattığımda cümlemi yarıda kesip &#8220;Böyle şeylerle kafanı yorma. Kafanı rahat tut. Gelince hallederiz&#8221; dedi. Enerjileri böyle işte. Büyük şehirde düştüğümüz maddi telaşlardan tamamen yoksunlar. &#8220;Kafaları rahat&#8221;.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-680" style="margin: 7px;" title="GünBatımı" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/12/GünBatımı-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></p>
<p>Ufacık bir yerdir. Daracık daracık sokakları, mavi beyaz boyalı rum evleri, taş sokakları, şarap fabrikaları, mahzenleri, sokaklarda asmaları, ahşap sandalyeleri vardır. Rüzgarı meşhurdur bir de. Buz gibi ama tertemiz denizi, deniz mahsülleri, şarapları, üzümleri, reçelleri&#8230;</p>
<p>İlk gittiğimde daha küçüktüm. Feribotla adaya yaklaşırken çok şaşırmıştım bu kadar övdükleri ada bu mu diye. Zira adı gibi boz, kahverengi bir ada. İnsanın ada deyince aklına hep tropikal ağaçlar falan gelir ya. Ama orayı yaşayınca meselesinin doğasından değil orada yaşanılan hayatlardan olduğunu anlıyorsunuz. Yine de sokakları şarap, doğası kekik kokar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>En ünlü plajı Ayazma&#8217;dır. Dediğim gibi denizi buz gibi ama tertemizdir. Rivayete göre denizin altından bir yerden kaynak suyu çıktığı için bu kadar soğuktur. Bildiğimiz ege denizi suyundan daha soğuktur yani.</p>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-678" style="margin: 7px;" title="Polente_Bozcaada" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/12/Polente_Bozcaada-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p>Adanın bir tepesinde rüzgar güller vardır. Polente diye tarihi bir fener de var aynı yerde, deniz kıyısında. İnsanlar yazın her gün batımı zamanı şaraplarını, kadehlerini, portatif sandalyelerini alıp Polente fenerinin önüne kurarlar. Gün batımına karşı sessizce şarap içerler. Bu yaz gittiğimizde bir etkinlik vardı. İnsanlar toplanmış farklı dillerde Ilyada&#8217;dan bölümler okuyorlardı. Oranın kafası böyle romantik, uçuk bir kafadır işte. Sağda fotoğrafını göreceksiniz.</p>
<p>En sevdiğim türk kahvesi de bu adadadır. Limon diye bir kafe var. Çok özel bir türk kahvesi yapıyorlar. 52 çeşit bitki kökü varmış içinde. Yılda sadece 10 kilo üretiliyormuş. O da bir aile tarafından. Ev yapımı yani. Yanında üzüm likörü de veriyorlar. Giderseniz bir akşamüstü içersiniz.</p>
<p><img class="size-medium wp-image-679 alignleft" style="margin: 7px;" title="Bozcaada Bira" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/12/Bozcaada-Bira-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></p>
<p>Bir akşam da sahildeki restoranların birinde yemek yiyin. Biraz pahalı ama yılda bir akşamlık verilir. Bozcaada&#8217;nın kalamar ızgarası çok ünlüdür. Deneyin.</p>
<p>Merkezdeki sahil, oradaki kafeler çok güzel. Denize sıfır şezlonglar koymuşlar. Ayağınızı denize karşı uzatıp biranızı için.</p>
<p>Çok da şunu yapın bunu yapın demek istemiyorum. Zaten daha yaza çok var. Gidince gözünüz ve hisleriniz açık olsun. Orayı yaşayın. Sizin de orada anılarınız olsun. Belki sizin de bir parçanız olur.</p>
<p>Dediğim gibi ben Bozcaada&#8217;yı olabildiğince yoğun hissederek yaşamaya çalıştım, çalışıyorum. Bir parçam oradaki insanlar gibi olsun istiyorum. Hayatım oradaki hayatlardan izler taşısın.  Şehir yaşamındaki telaşın içinde kaybolmuşken bazen oradaki iyimserliği, tasasızlığı hatırlayıp yüzüme bir gülümseme kondurabilmek bile yeter. Balığı, kekiği, ve aşkı hayatımdan çıkarmamak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yaza doğru tekrar konuşalım. Nasıl gidilir, nerede kalınır, ne yenir, ne içilir&#8230;</p>
<p>Sevgilerle,</p>
<p>Kemal</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/12/18/benligin-bir-parcasi-olarak-bozcaada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uzun Metraj Şiir: The Fountain</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/12/07/uzun-metraj-siir-the-fountain/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/12/07/uzun-metraj-siir-the-fountain/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Dec 2011 22:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer İlgi Alanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=660</guid>
		<description><![CDATA[The Fountain 2006 yapımı bir Darren Aronofsky filmi. Kendisi benim favori yönetmenim olur. Bu film de yönetmenin çektiği 5 uzun metrajlı filmden üçüncüsü. Hep söylerim; The Fountain benim en sevdiğim 3 filmden biridir. Yönetmenin diğer filmleri ise Pi (1998), Requiem For A Dream (2000), The Wrestler(2008) ve Black Swan (2010).  Bunların en azından bir kaçını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.imdb.com/title/tt0414993/" target="_blank">The Fountain</a> 2006 yapımı bir <a href="http://www.imdb.com/name/nm0004716/" target="_blank">Darren Aronofsky</a> filmi. Kendisi benim favori yönetmenim olur. Bu film de yönetmenin çektiği 5 uzun metrajlı filmden üçüncüsü. Hep söylerim; The Fountain benim en sevdiğim 3 filmden biridir. Yönetmenin diğer filmleri ise Pi (1998), Requiem For A Dream (2000), The Wrestler(2008) ve Black Swan (2010).  Bunların en azından bir kaçını hatırlayacaksınız. <a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/12/07/uzun-metraj-siir-the-fountain/the_fountain_2006/" rel="attachment wp-att-661"><img class="alignright size-large wp-image-661" style="margin: 8px;" title="The_Fountain_2006" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/12/The_Fountain_2006-654x800.jpg" alt="" width="314" height="384" /></a></p>
<p>Requiem for a Dream ve Pi&#8217;de gördüğümüzden çok daha farklı bir kurgu ve sinematografi görüyoruz bu filmde. Bu iki filmi, yönetmenlerinin kim olduğunu bilmeden izlediğimizde iki filmin aynı yönetmenden çıktığını kestirmek zor değil. The Fountain&#8217;da ise yönetmen bu sefer insanın beynine değil hislerine yumruk atan çok daha değişik bir film yapmış.</p>
<p>Bu film Aronofsky&#8217;nin ilk Hollywood filmi diyebiliriz. Önceki filmlerinde hissedilebileceği üzere aslında kendisi bağımsız bir yönetmen. Fakat bu film 35 Milyon Dolar gibi oldukça büyük bir bütçe ile çekilmiş. Gerçi Warner Bros.&#8217;un film için ilk bütçesi 100 Milyon Dolarmış da sonra senaryo yüzünden kesmişler. Bir yandan film için baş aktör olarak düşünülen Brad Pitt benzer sebeplerle son anda vazgeçmiş. Ki bu sebep bence senaryonun ortalama bir sinema izleyicisine hitap etmiyor olması. Bu, yapımcıyı gişe kaygısına düşürmüş. Yani kavgalar, dövüşler ile başlangıcı biraz yılan hikayesine dönen bir film olmuş. Fakat Aronofsky takıntılı bir biçimde filminin peşinden koşup bir şekilde çektirmiş, çok da iyi yapmış.</p>
<p>Filmin baş rollerinde <a href="http://www.imdb.com/name/nm0413168/" target="_blank">Hugh Jackman</a>(Tomas | Tommy | Tom Creo) ve <a href="http://www.imdb.com/name/nm0001838/" target="_blank">Rachel Weisz</a>(Isabel | Izzy Creo) oynuyor. Requiem for a Dream&#8217;de anne rolünden hatırlayacağımız <a href="http://www.imdb.com/name/nm0000995/" target="_blank">Ellen Burstyn</a> de yine önemli bir role sahip. (İlginç bir not olarak belirteyim; Rachel Weisz bu filmden sonra Darren Aronofsky ile evlendi. Ama sonradan boşandılar.)</p>
<p>Film, çok sevdiğim altın sarısı renklerin hakim olduğu, efektler ile estetiğin doruğa çıkarıldığı, Aronofsky&#8217;in vazgeçmediği müzisyen Clint Mansell&#8217;in doyumsuz müzikleri ile süslendiği bir şaheser bence. Kesinlikle sadece bir kere izleyip yorum yapmak çok yanlış olacaktır. Çünkü göndermeler, metaforlar ve bunların hikaye içinde oluşturduğu örgü açısından gerçekten çok zengin.</p>
<p>Bana göre anlatılanların &#8216;spoiler&#8217; olacağı bir film değil. O yüzden filmi izlemeyenler de yazıyı okuyabilir bence. Zira anlamaktan ziyade hissedilmesi gereken bir film.</p>
<p>Filmin dokunduğu ana noktalar aşk, ölümü kabullenmek, aşkın zaman ve ölümden bağımsızlığı ve sonsuzluk. Ama filmin asıl özelliği konusu değil konuyu işleyiş biçimi. Film 1500&#8242;lü yıllardan başlayıp 2500&#8242;lü yıllara giden bir aşk hikayesini 3 paralel zaman boyutunda anlatıyor. Benim gerçek zaman olarak değerlendirdiğim boyut, 21. yüzyılda eşinin kanser hastalığına çare bulmak için çırpınan bilim adamı Tommy(Dr. Tom Creo) ve eşi Izzy&#8217;nin(Isabel Creo) hikayesinin geçtiği zaman. Yazar olan Izzy, hastalığı geçirdiği dilim içinde aynı zamanda 16. yüzyıl İspanya&#8217;sında geçen bir roman yazıyor. Filmin ikinci boyutuda bu. Üçünsüsü ise filmin orijinal storyline&#8217;ında 2500&#8242;lü yıllar olarak belirtilen benim ise daha çok Tommy&#8217;nin zamandan bağımsız içsel dünyası olarak algıladığım, onun ölmekte olan yıldız anlamına gelen Xibalba&#8217;nın içinde olduğu zaman. Bu üç zaman boyutu filmde paralel olarak gidiyor ve metaforlar ile yoğun bir şekilde birbirlerine bağlanmış durumda. Filmdeki şiirselliği ortaya çıkaran en büyük etkenlerden biri bu. 16. yüzyılda, yani kitabın içinde geçen zaman diliminde, İspanya kraliçesi engizitör tarafından tehdit ediliyor. Burada engizitör gerçek hayatta kanseri, kraliçe de çok açık olduğu üzere Izzy&#8217;yi temsil ediyor. Ana karakterimiz Tommy, bu zaman diliminde kraliçenin muhafızlarından Tomas(konkistador) olarak karşımıza çıkmakta. Gerçek hayatta eşinin hastalığına çare bulmaya çalışan bilim adamı olarak gösterilen Tommy, kitapta kraliçeyi engizitör kurtarmaya çalışan konkistador olarak gösteriliyor.</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-662" style="margin: 8px;" title="the_fountain15" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/12/the_fountain15-199x300.jpg" alt="" width="199" height="300" /></p>
<p>Filmdeki 3 zaman diliminde de ortak olan en baskın öğe ise yüzük. Yüzük bağlılığı, boyun eğmeyi ve teslimiyeti simgelemekte. Tommy eşinin hastalığına takıntılı bir biçimde çare bulmaya çalışırken, yani ölüm kavramını reddederken, yüzüğünü kaybediyor. Bir sonraki sahnede bu yüzüğü kraliçe Tomas&#8217;a bağlılığını hatırlaması amacıyla verirken diğer zaman boyutunda görüyoruz. Eşinin ölümünden sonra ise yüzüğü hala bulamayan Tommy gözünde yaşlarla yüzüğün olduğu yere dövmesini yapıyor. Daha sonra 2500&#8242;lü yıllarda, Xibalba&#8217;nın içinde gördüğümüz Tommy&#8217;nin kolunu kaplayan benzer dövmeler olduğunu görüyoruz. Bu dövmeler de Izzy olmadan geçen, Tommy&#8217;nin ölümü hala kabullenmediği yılları simgelemekte. Burada geçen bir monolog çok etkileyici:</p>
<p><em>&#8220;all these years..</em><br />
<em> all these memories..</em><br />
<em> there&#8217;s been you..</em><br />
<em> you..</em><br />
<em> you pulled me through time..&#8221;</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Diğer bir ortak öğe ise &#8220;hayat ağacı&#8221;. Kitabın içinde hikaye İspanya&#8217;yı esirlikten kurtaracak ölümsüzlük ağacını bulma üzerine odaklanıyor. Bu noktada hem İncil üzerinden hem maya efsaneleri ve mitoloji üzerinden pek çok gönderme ve bağlantı yapılıyor. Tomas bu zaman boyutu içinde bu ağacın arayışında. Gerçek hayatta ise kansere çözüm için Orta Amerika&#8217;da yetişen bir ağaçtan elde edilen bir bileşim üzerine çalışıp İzzy&#8217;nin hastalığına çözüm arıyor. Izzy ise Tommy&#8217;ye ara ara kitabın ana fikirlerinden biri olan ve Mayalardan esinlendiği &#8220;Death as an act of creation&#8221; düşüncesinden bahsediyor. Izzy ölümü ve bu düşünceyi kabullenmişken yüzüğü kaybetmiş olan Tommy  hala takıntılı bir biçimde ölüme çare aramakta. Izzy&#8217;nin fikir olarak dolaştığı yerler ise aşkın ölüm ve zamandan bağımsız olduğu düşüncesi bence.  Bu düşünceden yola çıkarak. 2500&#8242;lü yıllarda ise ölmekte olan yıldız Xibalba içinde karısı öldüğü zaman onun mezarına dikmiş olduğu tohumdan ortaya çıkan ağaç üzerinden onun yaşama döneceğine dair umut besleyen ve seneler boyunca kollarına Izzy olmadan geçirdiği yılları simgeleyen dövmeler çizmiş olan Tommy&#8217;nin içsel dünyasını görüyoruz.</p>
<p>Ayrıca 3 zaman boyutunda da Izzy&#8217;nin Tommy&#8217;ye &#8220;Finish It&#8221; diye tekrarlanan telkinler verdiğini görüyoruz. Aronofsky&#8217;nin klasik bir tekniği olan bu tekrarlanan sahneler gerçek zamanda yüzeysel olarak Izzy&#8217;nin Tommy&#8217;den kitabının son bölümünü tamamlamasını istemesini simgelerken daha derin bir bakış açısı ile tüm zaman boyutlarında ölümü kabullenmesi düşüncesini, çare arayışını bitirmesini adresliyor.<a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/12/07/uzun-metraj-siir-the-fountain/the_fountain_2006_2/" rel="attachment wp-att-663"><img class="alignright size-medium wp-image-663" style="margin: 8px;" title="The_Fountain_2006_2" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/12/The_Fountain_2006_2-300x240.jpg" alt="" width="300" height="240" /></a></p>
<p>Kabulleniş fikrini aşılayan olaylardan biri de kitabın içinde, Tomas engizitörü tam öldürecekken kraliçe tarafından durdurulması ile gerçek hayatta, Tommy ağaçtan elde ettiği bileşim ile Izzy&#8217;nin hastalığına çareyi tam bulacağı akşam Izzy&#8217;nin isteği ile onun yanında uyuması ve bu şekilde ölümden kurtuluşu engellemesi ya da ölümü kabullenmesi durumu. Rastgele olarak görünse de, Izzy ve kraliçenin bağlılık ve ölüme teslimiyet düşüncesini derinden derine aşılama çabası açısından bu durum, olay örgüsüne yerleştirilmiş.</p>
<p>Filmin sonu ise başlangıcı ile aynı yerde, bir maya tapınağında gerçekleşiyor. Bu noktada metaforlar ve göndermeler çok yoğunlaştığı için kontrol kaybolmuş gibi hissediyor, filmin sonunu anlayamıyorsunuz. Fakat ne kadar absürd gözükse de kullanılan hiç bir öğe tesadüf değil ve filmin örgüsünün kendi mantığı içinde bir yerlere ait. Son için benim yorumlarım var ama en azından orayı size bırakayım, belki ayrıca yorumlarınız üzerinden ya da yüzyüze tartışırız.</p>
<p>Tavsiyem bu filmi evinizde sarı ışıklar eşliğinde, sessiz bir ortamda, ara vermeden izlemeniz. Mümkünse dünya ile tüm bağınızı koparın. Umarım filmi izlersiniz de üzerine bol bol konuşuruz.</p>
<p>Filmin fragmanını izlemek için <a href="http://www.youtube.com/watch?v=HHaJY6SL7GE&amp;feature=related" target="_blank">buraya</a> tıklayın.</p>
<p>En sevdiğim soundtrack&#8217;i olan &#8220;Together We Will Live Forever&#8221; ise <a href="http://www.youtube.com/watch?v=jZW4PCaxGS8" target="_blank">burada</a>.</p>
<p>Sevgilerle,</p>
<p><em>Kemal,</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/12/07/uzun-metraj-siir-the-fountain/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mekan Önerisi: Zübeyir Ocakbaşı</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/12/03/mekan-onerisi-zubeyir-ocakbasi/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/12/03/mekan-onerisi-zubeyir-ocakbasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 21:03:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer İlgi Alanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=640</guid>
		<description><![CDATA[Merhaba, Bu sefer bir mekan önerisi ile karşınıza çıkayım dedim. Yakınımdaki insanlara bu mekanı sık sık, abarta abarta anlattım zaten; onlar biliyorlar. Sizlerle de paylaşmayı görev  bilirim. Bu mekana yaklaşık bir buçuk ay önce Atilla&#8217;nın şirketten vedası için gitmiştik departman olarak. Bir süredir içkili bir ocakbaşına gitmeyi kafaya koymuştuk, bunu da bahane bildik. Güzelce sağdan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba,</p>
<p>Bu sefer bir mekan önerisi ile karşınıza çıkayım dedim. Yakınımdaki insanlara bu mekanı sık sık, abarta abarta anlattım zaten; onlar biliyorlar. Sizlerle de paylaşmayı görev  bilirim.</p>
<p>Bu mekana yaklaşık bir buçuk ay önce Atilla&#8217;nın şirketten vedası için gitmiştik departman olarak. Bir süredir içkili bir ocakbaşına gitmeyi kafaya koymuştuk, bunu da bahane bildik. Güzelce sağdan soldan araştırdıktan sonra en iyi yorumları bu mekan için aldık.</p>
<p>Gelelim mekana&#8230; Mekan Taksim&#8217;de. İstiklal&#8217;deki Mango&#8217;nun karşısındaki sokaktan girince &#8220;Bi Buçuk&#8221; diye bir yer var; çoğunuz biliyorsunuz. Onun 50 metre kadar sağında. Zaten o sokakta bir sürü ocakbaşı mekanı var. Aşağıda websitesinin linkini vereceğim; oradan da bakabilirsiniz.<a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/12/03/mekan-onerisi-zubeyir-ocakbasi/119715-zubeyir-ocakbasi-12853186553/" rel="attachment wp-att-641"><img class="alignright size-full wp-image-641" style="border-width: 3px; border-color: black; border-style: solid; margin: 8px;" title="zübeyir ocakbaşı" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/12/119715-zubeyir-ocakbasi-12853186553.jpg" alt="" width="420" height="232" /></a></p>
<p>Öncelikle ilk ve en önemli tavsiyem şu: mekana gitmeden önce muhakkak rezervasyon yaptırın. Zira haftaiçi bile full çekiyor. İkincisi rezervasyonunuzu muhakkak ve muhakkak ocakbaşından yapın. Aksi takdirde mekanın sizin için çok bir numarasının kalmayacağını düşünüyorum. Gittiğimizde rezervasyon yaptığımız ocakbaşına oturduk. Mekanda öyle fix takılmaya lüzum  yok. Gidip ocakbaşına kurulup, yayılıp canınız istedikçe garsonlara sipariş verebilirsiniz. Kebaplar içinse zaten ocakbaşında oturduğunuz için direkt olarak usta ile diyalogda oluyorsunuz; ki en güzel yanı bu. Biz gittiğimizde öyle bir porsiyon şu bir porsiyon bu şeklinde sipariş vermedik. Ustaya &#8220;Abi 6 kişiyiz biraz ciğer, biraz çöp şiş, biraz beyti ayarla işte&#8221; modunda takıldık. Kebapları mükemmel zaten. Hayatımda yediğim en iyi birkaç kebaptan biridir. Özellikle çöp şiş ve ciğer. Mezelerden ise közde patlıcan bir harikaydı. Lavaşı da ocakbaşında olduğunuz için usta hemen baharatlayıp, ısıtıp güzel güzel önünüze koyuyor. Böyle şeyler için garson ile muhatap olmak zorunda kalmıyorsunuz. Kaldı ki garsonlar da ustalar da çok sevecen.</p>
<p>Mekanda çok gürültü yok, tavan da yüksek olduğu için sizi boğmuyor. Sohbet muhabbet için gayet ideal. Bir Cuma akşamı 8 gibi oturup 12&#8242;ye kadar takılacaksın.</p>
<p>Gelelim fiyatlara. Dediğim gibi biz pervasızca yedik. Yediğimizin hesabını tutmadık yani. Tahmini 10 tabak meze, 7 porsiyon falan kebap, 2 ufak rakıya kişi başı 70-80 lira gibi bir hesap ödedik. Bence yaşadığımız deneyime göre çok değil. Zaten her zaman yapacağınız birşey olmadığı için 80 lirayı gözden çıkarıp gidin mekana. Rahat rahat yiyin için, kendinizi şımartın.</p>
<p>Mekanın websitesi: <a href="http://www.zubeyirocakbasi.com/" target="_blank">zubeyirocakbasi.com</a></p>
<p>ekşisözlükteki yorumlara <a href="http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=z%C3%BCbeyir+ocakba%C5%9F%C4%B1" target="_blank">buradan</a> ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Rezervasyon için 0212 293 39 51&#8242;i arayabilirsiniz.</p>
<p>Şimdiden afiyet olsun, neşeniz bol olsun.</p>
<p>Kemal,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/12/03/mekan-onerisi-zubeyir-ocakbasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki Fotoğraf</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/28/iki-fotograf/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/28/iki-fotograf/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 17:03:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer İlgi Alanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=621</guid>
		<description><![CDATA[Giriş İki sene önce yılbaşından sonraki gün yazdığım bir yazı. YolEdebiyat&#8216;ta da yayınlanmıştı. Her ne kadar kendi yazımı okumak her zaman rahatsızlık verse ve utandırsa da paylaşıyorum. YolEdebiyat&#8216;ı mutlaka ziyaret edin. Kemal, &#160; İki fotoğraf… İkisi de çekilememiş… İlk Fotoğraf… 31 Aralık akşamı. Yılbaşını geçirebilecek bir arkadaş ortamı bulunamamış ve kurulamamış. Ablalarından bir kaç gündür [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2></h2>
<h2><span style="color: #8b393b;">Giriş</span></h2>
<p>İki sene önce yılbaşından sonraki gün yazdığım bir yazı. <a href="http://yoledebiyat.com/?p=292" target="_blank">YolEdebiyat</a>&#8216;ta da yayınlanmıştı. Her ne kadar kendi yazımı okumak her zaman rahatsızlık verse ve utandırsa da paylaşıyorum. <a href="http://yoledebiyat.com/" target="_blank">YolEdebiyat</a>&#8216;ı mutlaka ziyaret edin.</p>
<p><em>Kemal,</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İki fotoğraf… İkisi de çekilememiş…</p>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2><span style="color: #8b393b;">İlk Fotoğraf…</span></h2>
<h2><span style="color: #8b393b;"><a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/11/28/iki-fotograf/kucuk-kiz/" rel="attachment wp-att-622"><img class="size-medium wp-image-622 alignright" style="margin: 7px;" title="küçük kız" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/11/k%C3%BC%C3%A7%C3%BCk-k%C4%B1z-300x229.jpg" alt="" width="300" height="229" /></a></span></h2>
<p>31 Aralık akşamı. Yılbaşını geçirebilecek bir arkadaş ortamı bulunamamış ve kurulamamış. Ablalarından bir kaç gündür belirli aralıklarla gelen “ Kemal yılbaşını beraber geçirelim.” çağrıları meşgule alınamıyor bu durumda artık. Çantasını isteksizce, yavaş yavaş topluyor çocuk. Kulağına mp3 playerını takıp yola koyuluyor. Başını otobüsün camına yaslamış. Dışarıda kalabalık, insanlarda telaşlı bir neşe. İçindeki yalnızlık duygusu daha güçleniyor tabii. Ama bir yandan ailesine sarılabilmenin huzurunu hissetmeye başlıyor. Herşeyi bırakıp bu gece yanlarına gidiyor olmak onu mutlu etmeye başlıyor. Biraz hüzünlü mutluluk. Aklı bir an her şeyden sıyrılıp küçük yeğenlerine gidiyor. Alperen ve Rıfat. Alperen 7 yaşında. O sene okula başlamış. Okumayı yeni yeni söküyor. Çok tatlı. Rıfat Alperen’in abisi. 12 yaşında. Okumakla arası pek yok. Ama çizgi filmleri ve arabaları çok sever. Dayıları genelde yaptığı gibi hediyelerle onların yanına gitme isteğiyle bir kitapçıya giriyor. Kendisi biraz mükemmeliyetçi ve takıntılı. Yaklaşık bir saat boyunca kitapçıda yeğenlerine sevebilecekleri kitapları aradıktan sonra sonunda Alperen’e güzel kapaklı bir boyama ve okuma kitabı alıyor küçükken kendisinin de güzel, kalın kapaklı kitapları daha çok sevdiğini hatırlayarak. Rıfat’a da otomobilleri anlatan bol resimli bir kitap buluyor. Yine kalın kapaklı. Tübitak yayınlarının. Tabii güzelce hediye paketi yaptırılıyor kitaplar. Kulağına müziği takıp dışarı çıkıyor. Beşiktaş’taki üst geçitten geçip Üsküdar vapuruna binecek. Hava oldukça soğuk; karla karışık yağmur. Üst geçitten geçerken küçük bir kız görüyor mendil satan. Bir bakıp geçiyor. Yanından geçip bir kaç adım attıktan sonra kulağında çalanın iki şarkı arasında bıraktığı sessizlikte kızın ince, titreyen “ Yılbaşınız çok kutlu olsun efendim!” diyen sesini duyuyor. Ürperiyor. Dönüp hayatında ilk defa mendilci bir kızdan mendil alıyor. Bozuk paralarını çıkarırken ürpertiden mi soğuktan mı bilinmez bütün bozuk paralarını yere döküp kızın toplamasına bırakıyor. İşte ilk fotoğraf! Üzerinde incecik kıyafetler, üşümüş, paraları yerden toplayan mendilci kız ve eğilmiş ona şaşkın gözlerle bakan çocuk. Işıltılı, telaşlı hayat devam ediyor etraflarında da. Çocuk paraları bırakıp yoluna devam ediyor. Bir kaç adım daha attıktan sonra durup acaba dönüp kıza da bir şeyler alsam mı diye bile düşünüyor. Fakat saatine bakıp geç kaldığını anlayınca içindeki o tarif edilmez buruk duyguyla yoluna devam ediyor. Geri kalan yol boyunca akılda sıcak evlerinde zenginlik içinde yeni yılı karşılayan yeğenlerine bir hediye almak için yaptıklarıyla küçük zavallı kız için yapamadıklarının çelişkisi var. Eve ulaşınca çoğu unutuluyor bu duyguların. Normalde 8’de uyuyan Alperen kitabini bitirmek icin gece 12ye kadar uyumuyor. Rıfat da elinden düşürmüyor yeni kitabini. Dayı, dışardan bakan göz, yeniden mutlu fotoğrafı karşısında…</p>
<h2><span style="color: #8b393b;">İkinci Fotoğraf…</span></h2>
<p>31 Aralık akşamı. Yılbaşının beraber geçirilebileceği bir arkadaş ortamı yaratılamamış. Egolara zarar vermeden bu eziklik sendromu nasıl atlatılır? En kolay yol egolara minimal düzeyde zarar veren kendi kendine hüzünlü resimler çizme yöntemi. Resimlerin içine oğullarını bekleyen aileyi mıutlu etme erdemi de eklenince durum iyice yasal bir hal alıyor. Haksızlıklarla bezenmiş soluk, güzel, arabesk hüzün tablosu kulağa en ağır metal şarkılar takılarak masum ve daha sofistike hale getirilip yola çıkılıyor. Etrafta yakalanabilen her türlü zıtlık, yani mutluluk, beraberlik ve bütünlük fotoğrafları bir araya getirilip yaşanan hüznün gerçekliği(!) ve şiddeti arttırılıyor. Tabii bütün bunlar aileye karşı sorumlu, mükemmel dayı misyonu ile kuvvetlendirilmezse olmaz. Hüznün içine kurnaz bir mutluluk eklenmezse bu durum çekilemez. Bu istekleri tatmin etmek için Boğaziçili, inanılmaz düşünceli ve entellektüel kimliklerini üstlenmiş dayı üstüne bir de hayalindeki mükemmel baba figürünü duygularının içine atarak kitapçıya doğru yol alıyor. Mükemmeliyetçiliğini takıntılı kimliğiyle güçlendirmeli öncelikle. Bunun için iki çocuk kitabını ararken 1 saat harcaması doğal karşılanmalı. Aileden onay almak ve daha da önemlisi çocukların kitapları sevdiğini görüp kendi kendini tatmin etmek için en makul seçimleri yapmalıydı. Normal! Kitapları cafcaflı kaplarla sardırıp daha şirin hale getirdikten sonra kulağına gaz veren müziklerini takıp yoluna devam ediyor. Beşiktaş’taki üst geçitten geçerken merdivende oturan küçük bir mendilci kız görüyor. Her zaman yaptığı gibi görmezden gelip yanından geçip gidiyor. Ama o da ne ! Bir kaç adım sonra tanrısal(!) bir tesadüf kızın acıklı sesini duymasına sebep oluyor. Hüznü güçlendirmek, sosyal duyarlı kişiliği ortaya çıkarmak, sanatçı (fotoğrafçı) kimliğiyle olaya yaklaşıp egoları doyurmak için mükemmel bir fırsat. Hemen değerlendiriliyor bu fırsat tabii. Kıza parayı verirken paralar bir şekilde yere dökülüyor. İşte ikinci fotoğraf! Fotoğrafa biraz daha dokunaklı öğeler yerleştirmek lazım fırsatı gelmişken. Hava çok soğuk ve kızın üstü ince ya da çocuğun durum karşısında içi ürpermiş -pek tabi çok duygusal bir kişilik- gibi zıtlıklar kullanılıyor bunun için. Geriye kalan yol boyunca da hayal gücü elverdiğince kafada hüzünlü imgeler yaratılıyor. Hüznün ağır geldiği yerlerde belirli dozlarla mutluluk enstantaneleri yakalanıyor. Alperen ile Rıfat’ın kitaplarını sevmesi! Hemen yakalanıp kalbe enjekte ediliyor. Hüzün yerini mutluluğa bırakıyor. Belki bazen ikisi bir arada. Artık hangisi tatmin duygusunu daha güzel sağlıyorsa!</p>
<p>İşte iki aynı fotoğraf… Çekilememiş… Hangisi gerçek hangisi yalan?</p>
<p><em>Kemal,</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/28/iki-fotograf/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Film Eleştirisi: Mammoth</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/27/film-elestirisi-mammoth/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/27/film-elestirisi-mammoth/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 16:10:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer İlgi Alanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=599</guid>
		<description><![CDATA[Emine ve Deniz&#8217;in tavsiyesi üzerinde en HD&#8217;sinden en kalitelisinden indirip izledim bu filmi. Çok sade, abartısız ama çok dokunan bir film. Tüm doğallığına rağmen kurgusu çok iyi planlanmış, paralel yaşamlar çok güzel oturtulmuş, hikayeler çok güzel birbiriyle örtüştürülmüş ve çok güzel sonuca ulaştırılmış. Herkesin izlemesini şiddetle tavsiye ediyorum. Filmin eleştirisini Emine Kaya yazdı. Yıllardır sinema ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-600" style="margin: 5px;" title="Mammoth" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/11/398mammoth_2009-210x300.jpg" alt="" width="210" height="300" /></p>
<p>Emine ve Deniz&#8217;in tavsiyesi üzerinde en HD&#8217;sinden en kalitelisinden indirip izledim bu filmi. Çok sade, abartısız ama çok dokunan bir film. Tüm doğallığına rağmen kurgusu çok iyi planlanmış, paralel yaşamlar çok güzel oturtulmuş, hikayeler çok güzel birbiriyle örtüştürülmüş ve çok güzel sonuca ulaştırılmış. Herkesin izlemesini şiddetle tavsiye ediyorum.</p>
<p>Filmin eleştirisini <strong>Emine Kaya</strong> yazdı. Yıllardır sinema ile amatör bir şekilde ilgilenen ama bu işin hakkını veren, zevklerine çok güvendiğim bir insandır. Yine beni yanıltmadı. Daha önce <a href="http://www.mafm.boun.edu.tr/" target="_blank">Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi</a>nin sinema dergisi <strong>Sinefil</strong>&#8216;de de eleştirileri yayınlanmıştı. Keyifle izleyin ve okuyun.</p>
<p><em>Kemal,</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<h2><span style="color: #8e3740;">&#8216;&#8230;Maybe god made the big bang&#8230;&#8217;</span></h2>
<p><em><a href="http://www.imdb.com/title/tt1038043/" target="_blank">Mammoth</a></em>, kesinlikle beni en çok etkileyen filmlerden biri. Konusu, konuya yaklaşımı, hissettirdikleri ve karakterlerinin iç dünyaları, mücadele ve yalnızlıklarıyla derinde bir yere dokunan ama bunu konusunu sömürmeden, içten anlatan bir yapım Mammoth. Çocukların dünyasını, onların gözünden anlatmak çok sık rastlanan bir yaklaşımdır ancak Lukas Moodysson, filminde tam tersi bir yaklaşım sergiliyor. Biz büyüklerin dünyasından bakıyoruz, bedenleri ve zihinleri büyüklerin dünyasının anlamlandıramadıkları kurallarının birer nesnesi haline gelen bedenlere. İnsanlara en baştan beri mutluluğun formülü olarak benimsetilen, mutlu bir aile tablosuyla başlıyor film. Amerikan rüyasına ulaşmış bir aile, bilgili ve kendi ayakları üzerinde durabilen bir anne, ailesine düşkün ve tabiri caizse parayı vurmuş bir baba ve zeki, şirin bir kız çocuğu. Bu mutlu tabloyla başlayan film, her birimizin aslında kendi olduğumuzdan daha farklı insanlar olmak için çabaladığımızı, vardığımız ya da varmaya çalıştıklarımızdan daha basit arzu ve isteklere sahip olduğumuzu gösteriyor. İçten içe hepimiz biliyoruz, mutlu fotoğraf karelerinin aslında olmak istemediklerimiz olduğunu. Daha basit isteklerimizden utanıyoruz belki de, ama böyle yaptıkça da kendimizi içinden çıkamadığımız boşluklara atıyoruz istemeden, daha büyük daha çok derken hep biz eksiliyoruz. <a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/11/27/film-elestirisi-mammoth/mammoth-movie-review-dvd-blu-ray/" rel="attachment wp-att-602"><img class="alignleft size-medium wp-image-602" style="margin: 7px;" title="Mammoth Movie Review DVd Blu-ray" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/11/Mammoth-Movie-Review-DVd-Blu-ray-260x300.jpg" alt="" width="260" height="300" /></a>Çocuklarsa, işte bu daha büyük şeylerin değil de kendi temel isteklerinin ve o anki heveslerinin peşinden korkmadan, cesurca ve tüm saflıklarıyla koşuyorlar. Bunun bedelini bazen hiç tamir edilemeyecek şekillerde ödeseler de. Gloria ise bu ailenin yanında dadılık yapmak için ülkesi Filipinler’de kendi annesine bırakıyor iki oğlunu, onlara daha iyi bir gelecek verebilmek için. Araya hasret giriyor, araya kocaman alevler giriyor dünyanın ortasındaki. Gloria, tüm annelik özlemini Jackie sayesinde gidermeye çalışıyor, Ellen ise hastanede yaşamda tutmaya çalıştığı çocukla, bir yerlerde tökezleyen insanoğlu kendini yiyip bitiriyor içindeki eksiklik duygusunu yok etmek için. Jackie ve Gloria’nın büyük oğlu Salvador’un ortak hayallerinde de aslında yönetmen bize, tüm çocukların dünyasına, onları yaralayan saflıkları penceresinden bakmaya çalıştığını gösteriyor. Filmin adı ise, Leo’ya iş ortağının hediye ettiği bir kalemden geliyor. Nesli tükenmiş mamutlardan kalem yapan insanoğlunun, bu kaleme biçtiği değer ise bulunduğu konum, hayat ve amacına göre değişiyor. Benim için filmin en çarpıcı sahnelerinden biriydi, kalemin satılmaya çalıştığı sahnede alıcı adamın o kalemle ilgilenmemesi. Her bir şeye verdiğimiz koca koca değerlerin, ne kadar da yalan olduğunu, onu o kadar büyük görenin bizim algımız olduğunu, bir şeylerin anlamını hep bizim değiştirdiğimizi anlıyoruz bu sahnede bence. Biri için paha biçilemez diğer için hiçbir öneme sahip olmayabiliyor ya da. Leo karakteriyle de, aslında büyümüş bir çocuğun iç yolculuğuna tanık oluyoruz. Bu kalemden çok etkileniyor Leo, aslında kendi yaşadığı hayatın hangi değerler üzerine kurulduğunu sorgulamasında bir aracı oluyor belki de. Tayland’a bir iş yolculuğu için giden Leo, burada kendine rağmen, kendine koyduğu sınırlara rağmen bir büyüme hikayesine başlamış oluyor aslında. Kendi saatinin bir de sahtesini almasıyla, tanıştığı yeni insanlara uydurduğu ikinci bir kimlikle de yavaş yavaş bu yolculuğun bilincinde olmaya başladığını görüyoruz. Yani, kendisine sahte ama tamamiyle kendi özgür iradesiyle şekillendirebileceğini düşündüğü, istediği hayalleri kurabileceği ikinci bir kimlik yaratıyor. Geçmiş yaşamların, simgelerin ve yasakların peşinden gitse de sonunda evine dönmek için çırpınıyor yine de, sahilde gördüğü yine bir mutluluk tablosuyla kendi mutluluk tablosunu hatırlıyor, ikinci kimliğini burada bırakarak evine dönüyor. Burada en başta gördüğümüz tabloyu yeniden görüyoruz ama bambaşka bir gözle, karakterlerin acılarını, sırlarını, ihanetlerini ve özlemlerini biliyoruz çünkü artık. Hayat, yeniden teğet geçiyor kahramanlarımıza, sonsuza kadar sürmesini istedikleri dakikalar, peşinde koştukları hayatların gerektirdikleriyle bir kez daha parçalanıyor. Birbirinden uzak parçaların yerine gelmesi içinse, darbelerle yıkılması gerekiyor bir şeylerin, bu fedakarlık bütünlük duygusunu geciktiriyor, imkansızlaştırıyor. Filmin en önemli noktası ise bence yönetmenin sanatsal duruşu, duygusal çöküşümüz onun hikayesinin amacı değil sadece sonucu. Dünya üzerinde çocukların taciz, askerlik, sömürü, açlık ve daha pek çok zorlukla yaşamak zorunda olduğu ise malesef bir gerçek. Moodysson ise gerçekleri çarpıcı bir biçimde ama duygu sömürüsüne kaçmadan anlatma dersi veriyor Mammoth ile. Böyle seyrine doyulmaz bir yapıt ve hayatın gerçekleri olan bu hikayelere böyle kaliteli bir kadrajdan bakabilmek ise kimsenin kaçırmaması gereken bir keyif.</p>
<p><em>Emine Kaya</em>,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/27/film-elestirisi-mammoth/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>En iyi koşu müzikleri :)</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/27/en-iyi-kosu-muzikleri/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/27/en-iyi-kosu-muzikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 12:53:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer İlgi Alanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=577</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir düzenli olarak koşuyorum. Küçükken ciddi ciddi yaptığım bir spordu. Seviyorum da. Şimdi yavaş yavaş geri dönmeye çalışıyorum. Mümkün olduğunda &#8211; genellikle haftasonları &#8211; dışarıda koşuyorum. Haftaiçleri ise spor salonunda bant üzerinde. Koşmak aslında sıkıcı bir aktivite olduğu için mutlaka müzikle desteklemek gerekiyor. Özellikle bantta koşmak &#8211; yorgunluktan değil sıkıcılıktan &#8211; yarım saatten sonra ölüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir düzenli olarak koşuyorum. Küçükken ciddi ciddi yaptığım bir spordu. Seviyorum da. Şimdi yavaş yavaş geri dönmeye çalışıyorum. <a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/11/27/en-iyi-kosu-muzikleri/marathon-yellow/" rel="attachment wp-att-578"><img class="alignright size-medium wp-image-578" style="margin: 7px;" title="Running" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/11/running-on-pavement-by-darkmatter-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></a>Mümkün olduğunda &#8211; genellikle haftasonları &#8211; dışarıda koşuyorum. Haftaiçleri ise spor salonunda bant üzerinde. Koşmak aslında sıkıcı bir aktivite olduğu için mutlaka müzikle desteklemek gerekiyor. Özellikle bantta koşmak &#8211; yorgunluktan değil sıkıcılıktan &#8211; yarım saatten sonra ölüm oluyor benim için. Aşağıda koşarken dinlemeyi en çok sevdiğim 10 şarkıyı paylaşıyorum. Siz de koşarken denersiniz belki. Tavsiyeleriniz varsa onları da almaktan mutluluk duyarım.</p>
<ul>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=5d7EbtLb8ok&amp;ob=av2e" target="_blank">Matchbox Twenty &#8211; How far we&#8217;ve come</a></li>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=Bg59q4puhmg&amp;ob=av2e" target="_blank">Avril Lavigne &#8211; Girlfriend</a> (utanıyorum ama koşmak için mükemmel yahu)</li>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=I0hGP9HHD6Y" target="_blank">Nickelback &#8211; Animals</a> (Lise yıllarına geri dönüş)</li>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=sAebYQgy4n4&amp;ob=av2e" target="_blank">Maroon 5 &#8211; Makes Me Wonder</a></li>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=vVXIK1xCRpY&amp;ob=av2e" target="_blank">Audioslave &#8211; Show Me How to Live</a> (yorulursan gaza gelmek için)</li>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=q-KE9lvU810&amp;ob=av2e" target="_blank">Smashing Pumpkins &#8211; Cherub Rock</a> (lise yıllarına dönüş 2)</li>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=3VU2kdbANwA" target="_blank">Red Hot Chili Peppers &#8211; Minor Thing</a></li>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=jJ9KYriPbU4" target="_blank">Radiohead &#8211; Idioteque</a></li>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=FRZzUh9hcTo&amp;ob=av2n" target="_blank">Cake &#8211; Never There</a></li>
<li><a href="http://www.youtube.com/watch?v=9V1O90zVZGI" target="_blank">Piiz &#8211; Vazgeç Gönül</a> (Alakasızlık: koşunun sonlarında artık yorulmuşsun, duygusal hayat ile bağdaştırmaca )</li>
</ul>
<p>Kemal,</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/27/en-iyi-kosu-muzikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ci 2011&#8242;den izlenimler</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/26/ci-2011den-izlenimler/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/26/ci-2011den-izlenimler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Nov 2011 18:39:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=564</guid>
		<description><![CDATA[Haftaiçi yazdığım yazıda bahsettiğim gibi Ati, Deniz ve Emine ile bugün Contemporary İstanbul 2011&#8242;e gittik. Beklediğim gibi, yine bizi şaşırtan parçalar vardı. Beğendiğim bazılarını bu yazının aşağısında paylaştım. Dilerseniz oradan bakabilirsiniz. En beğendiğim parçayı da sağ tarafa koydum.Ebru Alpagut&#8217;un Abuse adlı eseri. Bu sergiye geçen sene de gitmiştik. İlk izlenim olarak geçen seneki sergiden daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haftaiçi yazdığım yazıda bahsettiğim gibi Ati, Deniz ve Emine ile bugün Contemporary İstanbul 2011&#8242;e gittik. Beklediğim gibi, yine bizi şaşırtan parçalar vardı. Beğendiğim bazılarını bu yazının aşağısında paylaştım. Dilerseniz oradan bakabilirsiniz. En beğendiğim parçayı da sağ tarafa koydum.Ebru Alpagut&#8217;un Abuse adlı eseri.<a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/11/26/ci-2011den-izlenimler/mid_14a7bbb2a2234f88aa19925046d6c1a6/" rel="attachment wp-att-565"><img class="alignright size-full wp-image-565" style="border: 5px solid black; margin: 5px;" title="Ebru Alpagut-Abuse" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/11/mid_14a7bbb2a2234f88aa19925046d6c1a6.jpg" alt="" width="300" height="471" /></a></p>
<p>Bu sergiye geçen sene de gitmiştik. İlk izlenim olarak geçen seneki sergiden daha çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Fakat yanlış anlaşılmasın, bu seneki sergi iyi değil demiyorum. Yine kesinlikle gidip görmeye, 3-4 saatinizi yavaş yavaş, doya doya orada harcamaya değer.</p>
<p>Her nedense bu sefer etraftaki insanlara da odaklandım, onları ve ortamı da gözlemledim. Açıkçası insanlardan, düzenden ve işleyişten biraz rahatsız olduğumu farkettim. ci sadece eserlerin sergilendiği değil aynı zamanda satıldığı bir yer. Gerek galeriler gerekse de sanatçılar kendilerine ayrılan bölümlerde masalar kurmuşlar gerektiğinde insanlara eserler ile ilgili bilgi veriyorlar. Fakat çoğunlukla &#8216;müşterileri&#8217; ile ilgileniyorlar. Beni rahatsız eden de bu müşteri kesimi ve bunların eserlerin sorumluları/sahipleri ile olan ilişkileri oldu. Serginin ziyaretçi kitlesi zaten çok yaşlıydı. Kendi yaşımızda insanlar görememek başlı başına atmosfere dokunan birşeydi. Genel kitle gelir seviyesi yüksek, elit, marjinal gözüken, farklı giyinen, değişik gözlükler takan, renkli pantolonlar giyen ama oradaki kimseden farklı hayatları olduğunu düşünmediğim insanlardı. Yaşlı kadınların içtikleri sigaralar yüzünden çatallanan sesleri içinde bulundukları community&#8217;nin imzası. &#8220;Şundan salona mı alsak&#8221;, &#8220;Şunu koridora koysak ne güzel olurdu ama satılmış&#8221; gibi cümleler duydum. Gelip 10binlerce euro parayı orada harcayıp eşe dosta hava atacak, sanatsal algılarının inceliğini ve zevklerinin önemini her daim ifade etme kaygısında olan basit keyiflerden yoksun kalmış hayatın kendisinden kopuk insanlar doluydu. Sanatçının da gerektiğinde eserinde tepki koyduğu kapitalist düzene böyle mahkum olması ne kadar acı. Herkes bir rolün içine bürünmüş gibi. Evet o adam hayatta yapılabilecek en güzel işi yapıyor. Ama çerçevenin içine astığın taşı sanat eseri diye 10bin euroya okutmak bana komik geliyor.</p>
<p>Güzel manzaralar da vardı. Genç bir anne 10-12 yaşlarındaki çoçuğa sürrealist eserleri anlatmaya çalışıyordu. Yeri gelince kendi kendimizi de sevdim. &#8220;Bundan hiçbir şey anlamadım&#8221;, &#8220;hıh bu ne lan&#8221; diyebilecek kadar naif ve dürüstüz biz. Ortamda eksik olan da benim neslimin naif ve dürüst insanlarıydı zaten. Birbirinden kopuk ekonomik sınıflardan oluşan, birbirinin yaşam tarzlarını anlayamayacak kadar iletişim kopukluğuna mahkum X kuşağındansa, cep telefonu, internet, facebook, twitter ile büyümüş, iletişimi birbiriyle çok daha kuvvetli ve birbiri ile ilgili bilgiye erişimi her daim mümkün, paylaşmayı seven Y kuşağını orada görmeyi tercih ederdim. Biz birbirimizi daha iyi anlıyoruz. Oradaki eserleri dürüst gözlerle izleyen insanlara ihtiyaç var bence. O yüzden lütfen gidin; orayı kodamanlara bırakmayın.</p>
<p><em>Sevgilerle,</em></p>
<p><em>Kemal</em></p>
<p><strong>
<div class="ngg-galleryoverview" id="ngg-gallery-14-564">

	<!-- Slideshow link -->
	<div class="slideshowlink">
		<a class="slideshowlink" href="http://www.kemalsutcu.com/2011/11/26/ci-2011den-izlenimler/?show=slide">
			[Show as slideshow]		</a>
	</div>

	<!-- Piclense link -->
	<div class="piclenselink">
		<a class="piclenselink" href="javascript:PicLensLite.start({feedUrl:'http://www.kemalsutcu.com/wp-content/plugins/nextgen-gallery/xml/media-rss.php?gid=14&amp;mode=gallery'});">
			[View with PicLens]		</a>
	</div>
	
	<!-- Thumbnails -->
		
	<div id="ngg-image-231" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2682.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2682" alt="mg_2682" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2682.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-232" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2683.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2683" alt="mg_2683" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2683.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-233" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2685.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2685" alt="mg_2685" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2685.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-234" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2687.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2687" alt="mg_2687" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2687.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-235" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2689.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2689" alt="mg_2689" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2689.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-236" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2690.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2690" alt="mg_2690" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2690.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-237" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2696.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2696" alt="mg_2696" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2696.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-238" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2702.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2702" alt="mg_2702" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2702.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-239" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2703.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2703" alt="mg_2703" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2703.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-240" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2706.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2706" alt="mg_2706" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2706.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-241" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2712.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2712" alt="mg_2712" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2712.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-242" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2715.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2715" alt="mg_2715" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2715.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-243" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2716.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2716" alt="mg_2716" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2716.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-244" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2717.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2717" alt="mg_2717" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2717.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-245" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2752.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2752" alt="mg_2752" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2752.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-246" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2761.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2761" alt="mg_2761" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2761.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 		
	<div id="ngg-image-247" class="ngg-gallery-thumbnail-box"  >
		<div class="ngg-gallery-thumbnail" >
			<a href="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/mg_2763.jpg" title=" " class="shutterset_set_14" >
								<img title="mg_2763" alt="mg_2763" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/gallery/ci-2011/thumbs/thumbs_mg_2763.jpg" width="100" height="75" />
							</a>
		</div>
	</div>
	
		
 	 	
	<!-- Pagination -->
 	<div class='ngg-clear'></div>
 	
</div>

</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/26/ci-2011den-izlenimler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Contemporary İstanbul 2011 açıldı!</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/24/contemporary-istanbul-2011-acildi/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/24/contemporary-istanbul-2011-acildi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2011 19:10:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer İlgi Alanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=539</guid>
		<description><![CDATA[Contemporary İstanbul 24-27 Kasım tarihleri arasında Lütfü KırdarFuar ve Sergi Sarayında gerçekleşecek bir çağdaş sanat etkinliği. İlk defa geçen sene gitmiştim ve çok beğenmiştim. Oldukça farklı yerlerden, farklı sanatçıların çok fazla sayıda eseri oluyor. Daha çok görsel sanatlar üzerine odaklanmış bir sergi. Geçen sene giderken açıkçası çok bilinçli değildim. Fakat gördüklerim gerçekten ufkumu açtı diyebilirim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/11/24/contemporary-istanbul-2011-acildi/ci11-03/" rel="attachment wp-att-545"><img class="alignright size-medium wp-image-545" style="margin: 5px;" title="ci11-03" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/11/ci11-03-300x146.png" alt="" width="300" height="146" /></a>Contemporary İstanbul 24-27 Kasım tarihleri arasında Lütfü KırdarFuar ve Sergi Sarayında gerçekleşecek bir çağdaş sanat etkinliği. İlk defa geçen sene gitmiştim ve çok beğenmiştim. Oldukça farklı yerlerden, farklı sanatçıların çok fazla sayıda eseri oluyor. Daha çok görsel sanatlar üzerine odaklanmış bir sergi. Geçen sene giderken açıkçası çok bilinçli değildim. Fakat gördüklerim gerçekten ufkumu açtı diyebilirim. Üstelik kendiniz de ucundan kıyısından görsel sanatlarla ilgileniyorsanız eminim ilham verecektir. Kesinlikle şaşırtacaktır.</p>
<p>Bu yıl 526 sanatçının 3000 civarı eseri sergilenecekmiş. Yani çeşitlilik açısından oldukça iyi ve doyurucu. Yurtiçi ve yurtdışından 90 sanat galerisi kendilerine ayrılan bölümlerde eserlerini sergileyecekler. Eğer benim gibi öyle sıklıkla gidip galeri gezmeyen bir insansanız bu kadar farklı şeyi bir arada görebilmek açısından da önemli bir fırsat oluyor.</p>
<p>Giriş ücreti 20 lira. Öğrenciler için ise 12 lira. Biletleri girişte alabiliyorsunuz. Bana kalırsa bu kadar kapsamlı bir etkinlik için oldukça uygun. Biz Cumartesi günü orada olacağız. Size de gitmenizi şiddetle tavsiye ediyorum. Umarım orada karşılaşırız<em>.</em></p>
<p>Etkinliğin web sayfası: <a href="http://www.contemporaryistanbul.com/" target="_blank">contemporaryistanbul.com</a></p>
<p><em>Sevgilerle,</em></p>
<p><em>Kemal Sütçü</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/24/contemporary-istanbul-2011-acildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Paulo Coelho&#8217;dan &#8220;Closing Cycles&#8221;</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/22/paulo-coelhodan-closing-cycles/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/22/paulo-coelhodan-closing-cycles/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 19:32:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer İlgi Alanları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=507</guid>
		<description><![CDATA[Giriş Lafı dolandırmadan, bu kadar basit cümlelerle ancak bu kadar net ve vurucu ifade edilebilirdi. Bitenlerin bittiğini kabul etmek, içine gömüldüğün hüzünlerin çekiciliğinden vazgeçmek, akışa kendini bırakmak ve hayatın devam etmesine izin vermek… Paulo Coelho’nun okumaya doyamadığım yazısı. Eminim size de dokunacak. Paulo Coelho&#8217;nun bloguna paulocoelhoblog.com adresinden ulaşabilirsiniz. Closing Cycles &#8220;One always has to know when a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h2></h2>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2></h2>
<h2><span style="color: #8a3935;">Giriş</span></h2>
<p>Lafı dolandırmadan, bu kadar basit cümlelerle ancak bu kadar net ve vurucu ifade edilebilirdi. Bitenlerin bittiğini kabul etmek, içine gömüldüğün hüzünlerin çekiciliğinden vazgeçmek, akışa kendini bırakmak ve hayatın devam etmesine izin vermek… Paulo Coelho’nun okumaya doyamadığım yazısı. Eminim size de dokunacak. Paulo Coelho&#8217;nun bloguna <a title="Paulo Coelho's Blog" href="http://paulocoelhoblog.com/" target="_blank"><em>paulocoelhoblog.com</em></a> adresinden ulaşabilirsiniz.</p>
<h2></h2>
<h2><span style="color: #8a3935;">Closing Cycles</span></h2>
<p>&#8220;One always has to know when a stage comes to an end. If we insist on staying longer than the necessary time, we lose the happiness and the meaning of the other stages we have to go through.</p>
<p>Closing cycles, shutting doors, ending chapters – whatever name we give it, what matters is to leave in the past the moments of life that have finished.<a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/11/22/paulo-coelhodan-closing-cycles/paulo-coelho_35364/" rel="attachment wp-att-509"><img class="alignright size-full wp-image-509" style="border: 5px solid black; margin: 5px;" title="paulo-coelho_35364" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/11/paulo-coelho_35364.jpg" alt="" width="280" height="420" /></a></p>
<p>Did you lose your job? Has a loving relationship come to an end? Did you leave your parents’ house? Gone to live abroad? Has a long-lasting friendship ended all of a sudden? You can spend a long time wondering why this has happened.</p>
<p>You can tell yourself you won’t take another step until you find out why certain things that were so important and so solid in your life have turned into dust, just like that. But such an attitude will be awfully stressing for everyone involved: your parents, your husband or wife, your friends, your children, your sister.<br />
Everyone is finishing chapters, turning over new leaves, getting on with life, and they will all feel bad seeing you at a standstill.</p>
<p>Things pass, and the best we can do is to let them really go away.</p>
<p>That is why it is so important (however painful it may be!) to destroy souvenirs, move, give lots of things away to orphanages, sell or donate the books you have at home.</p>
<p>Everything in this visible world is a manifestation of the invisible world, of what is going on in our hearts – and getting rid of certain memories also means making some room for other memories to take their place.<br />
Let things go. Release them. Detach yourself from them.</p>
<p>Nobody plays this life with marked cards, so sometimes we win and sometimes we lose. Do not expect anything in return, do not expect your efforts to be appreciated, your genius to be discovered, your love to be understood.</p>
<p>Stop turning on your emotional television to watch the same program over and over again, the one that shows how much you suffered from a certain loss: that is only poisoning you, nothing else.</p>
<p>Nothing is more dangerous than not accepting love relationships that are broken off, work that is promised but there is no starting date, decisions that are always put off waiting for the “ideal moment.”</p>
<p>Before a new chapter is begun, the old one has to be finished: tell yourself that what has passed will never come back.<br />
Remember that there was a time when you could live without that thing or that person – nothing is irreplaceable, a habit is not a need.<br />
This may sound so obvious, it may even be difficult, but it is very important.</p>
<p>Closing cycles. Not because of pride, incapacity or arrogance, but simply because that no longer fits your life.</p>
<p>Shut the door, change the record, clean the house, shake off the dust.</p>
<p>Stop being who you were, and change into who you are.&#8221;</p>
<p><em>Paulo Coelho</em></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/22/paulo-coelhodan-closing-cycles/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tercihine mahkumsun(!)</title>
		<link>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/20/tercihine-mahkumsun/</link>
		<comments>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/20/tercihine-mahkumsun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Nov 2011 17:01:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Foto-Yorum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kemalsutcu.com/?p=486</guid>
		<description><![CDATA[Önünde hep seçenekler var. Çok azının bilincindesin. Çok azı senin için farkedilebilecek kadar önemli. Önüne çıkan yollar arasından gitmesi kolay ve acısız olanlar ile zor ve ıstıraplı olanlar vardır. Ve tabii doğru olan, yanlış olan. Bir çok insan bir çok durumda kolay olandan gider.  Çünkü iradesi, egoları, kendine olan inancı yüksek olan az insan var. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önünde hep seçenekler var. Çok azının bilincindesin. Çok azı senin için farkedilebilecek kadar önemli. Önüne çıkan yollar arasından gitmesi kolay ve acısız olanlar ile zor ve ıstıraplı olanlar vardır. Ve tabii doğru olan, yanlış olan. Bir çok insan bir çok durumda kolay olandan gider.  Çünkü iradesi, egoları, kendine olan inancı yüksek olan az insan var.<a href="http://www.kemalsutcu.com/2011/11/20/tercihine-mahkumsun/tercih/" rel="attachment wp-att-487"><img class="alignright size-full wp-image-487" style="border: 2px solid black; margin: 5px;" title="tercih" src="http://www.kemalsutcu.com/wp-content/uploads/2011/11/tercih.jpg" alt="" width="287" height="432" /></a></p>
<p>İradesi yüksek olan insanlar genelde zor olan yolları tercih ederler. Evet, odaklanmak istediğim bu: iradeleri, egoları yüksek insanların bu yanılgısı. Çok basit olan soru şu: &#8220;Zor ve ıstıraplı olan seçenek doğru seçenek midir?&#8221; Cevabı elbette duruma göre değişir. Fakat zoru yapmak tatmin verir. Algımızda &#8220;ağır&#8221; şeyler &#8220;değerlilik&#8221; ile eşleştiğine göre, ağır ve zor şeyler gereklilik ve değer duygusu yaratır. Egoyu perçinler. İradeli ama korkak insanlar için bu, gittikleri yolda acıları için uyuşturucu görevi görür. Hem zorluğuna odaklanmışken doğru mu yanlış mı muhakemesini yapmak için vakit kalmaz. Bundan kaçmış olursun. Sonra dehşete düşmemek için gitgide daha çok daha çok acı istersin. Hele içten içe yanlış yaptığın hissine kapılmışsan. Pişmanlıktan da korkuyorsan. O zaman hayatının zorluklarını, acılarını romantize etmeye başlarsın. Gerçekte indiğin en dip nokta burasıdır. Bilincin hala verdiğin kararın sonucuna ulaşmak için yüzeyde çırpındığını düşündürse de.</p>
<p>Bana göre seçeneğin zorluğu ile doğruluğu arasında bir bağlantı yok. O yüzden bazen kolay olan yoldan gitmelisin. Asıl zor olan egonu yenip, sağlıklı karar verme yetisini kazanabilmektir. Fotoğraftaki gibi. Seçeceklerin seninle karmakarışık sıkı sıkıya dolanmış olsa da, eninde sonunda koparmak için incecik bir bağın var. Ve hayatının gri alanları, arkadaki sonsuz seçenekler.</p>
<p>Bu yazıyı okuyup egosunu yenecek insan olduğuna inanmasam da, farkında olmak kafi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Not:</strong> House M.D dizisinde doktor House&#8217;un bununla ilgili çok güzel bir repliğine denk geldim geçende. Onu da paylaşayım yeri gelmişken:</p>
<p><em>&#8220;It&#8217;s normal to be screwed up. It&#8217;s really screwed up to romanticise it.&#8221;</em></p>
<p>Modelliği için Salim Ergene&#8217;ye teşekkürler.</p>
<p><em>Sevgilerle,</em></p>
<p><em>Kemal Sütçü</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kemalsutcu.com/2011/11/20/tercihine-mahkumsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

