Fotoğrafçının Gözünden “Kader”
Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi benim en değer verdiğim fotoğraflarım genelde “kavramsal” kategorisine koyabileceğim fotoğraflarım oluyor. Zira ben fotoğrafçılığa başladığım zaman bu uğraşın beni en heyecanlandıran yönü kendi içimde oluşan ama dışa ifade edemediğim şeyleri ifade etmenin bir yolunu bulmuş olmaktı. Fotoğraf çekmek, bilinçaltını keşfetmek, onu fotoğraflamak, sonra karşıdan beyninizdeki bir kavramın resmine bakmak gibiydi. Çok eğlenceli ve heyecan verici bir deneyim! Fotoğraf kesinlikle bir kavramı ifade etmenin yeni bir yolu haline geldi benim için. Arkasından gelecek sorular var tabiki. Fotoğraf sadece kavramları ifade etmenin yeni bir yolu muydu yoksa fotoğrafı kullanarak insan kendine ait yeni kavramlar ortaya çıkarabilir miydi? Neyse şimdi böyle sıkıcı konulara girmeyeyim. Önümüzdeki yazılarımda bu sorulara cevap aramaya çalışacağım.
Gelelim “Kader” fotoğrafına. Bu fotoğrafı Hollanda’da iken çektim. Bir gece odamda tek başımaydım. Oldukça sarhoş olduktan sonra her zamanki gibi bir mide bulantısı geldi(bünyemin bir zayıflığıdır maalesef). Sonra baktım midemin bulantısı beni zorluyor, lavabonun başına geçtim. Fakat kıpırdayacak halim yok. Tahminen 2 saate yakın bir süre orada öylece lavabo giderine bakıp kaldım. Kusmadım da. Ama öylece kaldım. O sırada aklıma bu fotoğrafın fikri geldi. Kendi kendime: “ayılınca ben bu fotoğrafı kesin çekeceğim de umarım o zamana kadar unutmam” diye de düşündüm.
Fotoğrafın bendeki anlamına gelelim. Fotoğrafa anlamını o kötü anımda “kader”ime mahkum kalmış olmam verdi sanırım =) Fotoğrafta lavabo gideri bizim kaderimizi, akan su da bizim yollarımızı simgeliyor. Lavabo gideri o yolların ayrıldığı yer gibi. Hayatta karşımıza seçenekler ve fırsatlar çıkıyor hep. Biz yolumuzu seçip devam ediyoruz. Ya da “seçtiğimizi” sanıyoruz. Bu fotoğrafın anlatmaya çalıştığı şey de tam olarak bu. Önümüzde seçenekler olmasına rağmen bizim benliğimize işlenmiş geçmişimiz, çevremiz, zekamız bizi her zaman belli seçimler yapmaya zorluyor. Yani aslında onlar seçim değil de bizi o güne getiren senaryonun bir parçası. Dinsel bağlamda söylemiyorum ama “şu anda” yaptığımız her seçim geçmişimize bağımlı ve “önceden” belli. Lavabo giderinde tek bir delik olması bunu anlatıyor. Su da haliyle bu delikten akıyor. Bunu gören “o delikten akan”ın gözü değil tabii. Bu fotoğrafı onun gözünden çekseydim lavaboda bir sürü delik olurdu ama o akmak için sadece bir deliği seçerdi. Bu fotoğraf tamamen fotoğrafçının dünya görüşünü yansıtıyor. Fotoğrafın anlatmaya çalıştığı düşünceye katılırsınız veya katılmazsınız. Benim açımdan önemli değil. Önemli olan fotoğrafın bir şey anlatıyor olması. Benim için kıymetli olmasının sebebi de bu zaten.
Kendimi de eleştireyim biraz =) Kavramsal portfolyomdaki hemen her fotoğrafımda olduğu gibi bu fotoğrafta da çok sert, köşeli, esnek olmayan bir ifade var. Ucu açık değil yani. Fotoğraf hiç yontulmamış, inceltilmemiş, yumuşatılmamış. Anlattığı kavrama mahkum bir yapısı var. Bunun sebebi, benim kavramı anlatırken fotoğrafa bakanın anlaması kaygısını çok fazla taşımam. Fotoğrafı “yaparken” bu kaygı yüzünden kavramı anlatan öğeleri fazlasıyla yoğun vermeye çalışıyorum. Daha da netleştirmek için çoğu zaman yazılarla destekliyorum. Kendimi haklı gördüğüm sebeplerim de yok değil. Tüm bunlar olmayınca fotoğrafın karşısına bakıp düşünmüyor insanlar bence. Fakat yine de üslupta optimum noktayı bulmam lazım. Yeni çektiğim kavramsal fotoğraflarda; örneğin “taze aşk“ta; daha yumuşak uçlu, açık bir ifade var. Bakan kendine göre yorumlayabilir, kendi yaşamına, tecrübelerine ve bilinçaltına uyarlayabilir, ve öz-farkındalığı yeterince yerindeyse bundan kendine bir sonuç çıkarabilir. Umuyorum ki geçen zamanla birlikte üslubum daha yumuşak bir hal alacaktır. Hep böyle oluyor zaten; bir şeyi yeni keşfettiğimde onu uygulamak için her türlü imkanı zorluyorum. Sonra yavaş yavaş kullanımı rayına oturuyor. Bu da öğrenmenin ve gelişmenin bir parçası benim için.
Görüşmek dileğiyle,
Kemal Sütçü
Aralık, 2009