Fotoğrafçılık-Yeni Başlayanlara Öneriler
“Benim fikrimce bir şeyi fotoğraflayana kadar onu gerçekten gördüğünüzü iddia edemezsiniz.” – Emile Zola (Fransız romancı)
Fotoğrafçılık, benim gözlemlerime göre insanın en çabuk öğrenebileceği, uygulayabileceği ve keyif alabileceği sanat dallarından biri. Özellikle teknolojinin ilerlemesine bağlı olarak dijital fotoğrafçılığın hızla gelişmesi fotoğrafçılığın daha da kolay ve erişilebilir bir sanat dalı olmasını sağladı. Tabii hangi fotoğrafın sanat sayılıp hangisinin sayılamayacağı çok ayrı bir konu. Hatta “resim çizilir, fotoğraf çekilir” diye bir fotoğrafçı klişesi vardır. Genelde bu fotoğrafçıların bir serzenişi olarak dile getirilir. Fakat bana sorarsanız bu bile üzerine düşünceler geliştirilebilecek bir konu. Çünkü dijital manipulasyonun bu kadar geliştiği ve yaygınlaştığı bir ortamda fotoğraf ile resim arasındaki fark eskisine göre çok daha az. Bir sonraki yazımda bu konuyu da ayrıntılıca tartışmayı düşünüyorum.
Kolay öğrenebilen, az zamanda çok gelişme kaydedilebilen ve çok keyif alınabilen bir uğraş olarak gördüğüm fotoğrafçılığın dışarıdan bakınca hemen görülmeyen güzelliklerinden bahsedeyim öncelikle. Fotoğrafçılık hayata girdikten sonra ilk belirtisi algıda seçiciliğinizin ve çevre ile ilgili farkındalığınızın çok farkedilebilir düzeyde artması olacaktır. Hergün yürüdüğünüz yollarda daha önce farketmediğiniz bir sürü şeyi “görmeye” başlayacaksınız. Onlara daha farklı, eleştirel ve estetik duyularınızı da içeren gözlerle bakacaksınız. Bunları yaşamak bana inanılmaz bir heyecan vermişti mesela. Bu, fotoğrafın size uzattığı ilk el. Bundan sonra ayağa kalkıp onun arkasından koşmak gerek.
Peki fotoğraf çekmek için ne gerekir? Nasıl bir makine? DSLR(dijital ama önünde objektifi olan büyük profesyonel makine) mı filmli mi? Yoksa kompakt dijital bir makine yeterli olur mu? Fotoğrafçılığa ilk başlayan birinin ne gibi gereksinimleri olur? Nereden başlamak en avantajlısıdır?
Ben fotoğrafçılığa antika, filmli, Zenit marka bir makine ile başladım. Bir sene kadar bu makineyi kullandım. Daha sonra yine filmli, Canon marka ve Zenit’ten daha kaliteli bir makine aldım. Bu makineyi de bir seneden fazla kullandım. Ondan sonra DSLR bir makine aldım ve hala onu kullanmaktayım. En sağlıklı yol benimki olmasa da alternatiflerden biri bu şekilde.
Önce, bana göre ne yapılmaması gerektiğini söyleyeyim. Bence kompakt dijital makineler “fotoğrafçılık” ile uğraşmak ve bu işin ruhunu kavramak için çok uygun değil. Çünkü bu makineler size teknik olarak pek esneklik tanımaz; yani fotoğrafa kendinizden çok şey katamazsınız, manuel makineleri kullanmaktan alacağınız hazzı yakalayamazsınız. Basitçe örnek vermek gerekirse arkayı bulandırıp istediğiniz objeleri ön plana çıkaramazsınız.
Bana göre fotoğrafçılığa başlamak için iki ana alternatif var. Biri analog filmli makine ile başlamak. Diğeri ise Dijital SLR makine ile. Bana göre en sağlıklısı Dijital SLR ile başlamak. Çünkü bu yolla çok çabuk bir şekilde öğrenip gelişebiliyorsunuz. Çektiğinizi anında görüp değerlendirebilmek, gerekirse o anda yeniden deneyebilmek çok büyük bir avantaj. Filmli makinelerde böyle bir imkanınız olmuyor. Üstelik çektiğiniz şeyi ancak filmin banyosunu aldıktan sonra görebiliyorsunuz. Bir de film masrafı ve banyo masrafı var tabii. Bu noktada filmli analog makinelerin DSLR’lara karşı tek avantajı ilk maliyeti. Filmli analog bir makineyi 100 ytlden başlayan fiyatlarla bulabilirsiniz. DSLR makinelerin başlangıç fiyatları ise 1000 ytl civarında. Analog makinelerde 36 adet fotoğraf çekmenin maliyeti ise 5ytl film+ 10 ytl banyo ücreti şeklinde ortalama 15 ytl oluyor. Ufak bir hesap yapmak gerekirse analog makine ile 2800 civarı fotoğraf çektiğimizde, makinenin maliyeti DSLR’ınkine eşit oluyor. Benim tavsiyem cebinizde para varsa ve bu iş için istekliyseniz 1500 ytl’yi gözden çıkarıp bir DSLR almanız. Ek olarak DSLR’ın yanında 50mm f1.8 bir objektif almanızı öneriyorum. Yine basit olarak anlatmak gerekirse, bu objektiflerin özelliği arkayı istediğiniz kadar bulandırmanızı sağlamasıdır. DSLR’ların üzerinde kit olarak gelen objektifler bu konuda bu denli bir esneklik tanımazlar. Analog makinelerin üzerindeki kit lensler ise zaten genelde 50 mm f1.8 objektiflerdir ve teknik açıdan size yeterli esnekliği sağlayacaklardır.
Başka bir ekipman alternatifi is yarı profesyonel dijital makineler(gövdesi ve objektifi kompakt dijital makinelerinkine oranla daha büyük ve objektifi değişemeyen). Bunların da başlangıç fiyatları 700 ytl civarında. Bu makinelerle ilgili çok fazla tecrübem yok fakat gözlemlerim analog ve DSLR’lar kadar teknik esneklik sağlamadıkları yönünde.
Diğer bir tavsiyem makine ve lensin yanısıra gece çekimleri vs. için bir de tripod almanız. Bunları da 20 ytl civarı fiyatlar karşılığında satın alabilirsiniz.
Şimdi ekipmanlarınız tamam ve fotoğraf çekmeye başladınız. İlk önerim çektiğiniz fotoğrafları kullanarak photoshop öğrenmeniz. Fotoğraflarınızla bu şekilde daha yakınlaşacaksınız ve çektikleriniz ile kendi hisleriniz, istekleriniz doğrultusunda oynayarak daha kendinize ait birşey ortaya çıkaracaksınız. Fakat bu oynama ölçülü düzeyde olmalı; şayet yaptığınız işin “fotoğraf” sınırlarında kalmasını isterseniz. Tabiiki bu benim kişisel görüşüm. Kimi fotoğrafçılar dijital müdehaleye tamamen karşı. Ama ben de yaratıcılığın teknik imkanlarla sınırlanmasına karşıyım. Yine bu konuya da sonraki yazılarımda ayrıntılıca değinmeye çalışacağım.
Bu yazımı başladığım gibi yine özlü bir fotoğrafçılık sözüyle bitiriyorum. Görüşmek dileğiyle.
“The camera doesn’t make a bit of difference. All of them can record what you are seeing. But, you have to SEE.“ – Ernst Haas (Fotoğrafçı)
Kemal Sütçü
Kasım, 2009
İstanbul
Posted in Foto-Makale by admin on Aralık 12th, 2009 at 12:16 am.
Add a comment
  Next Post: Fotoğrafa veda ve yeniden merhaba dünya!
No Replies
Feel free to leave a reply using the form below!